Meşru Müdafaa

Suç teşkil eden fiillerde; fiili suç olmaktan çıkaran nedenlere hukuka uygunluk nedenleri denir. Meşru müdafaa bir “hukuka uygunluk” nedenidir. Roma hukukunda “Kuvvetin kuvvetle uzaklaştırılmasına bütün kanunlar ve hukuk düzenleri izin verir.” şeklinde meşru müdafaa tanımlanmıştır.

TCK Madde 25: “(1) Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı o anda hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez. “

Kanun metnini detaylı bir şekilde inceleyecek olursak ortaya meşru müdafaanın unsurları çıkar. 

  1.  Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş 
  1. Gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan  
  1. Haksız bir saldırıyı  
  1. O anda  
  1. Hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde  
  1. Defetmek zorunluluğu ile işlenen 

Meşru Müdafaanın Unsurları

1) Saldırı bir hakka yönelik olmalıdır  

Saldırı, bir hakkın ihlal edilmesi şeklinde gerçekleşmek zorundadır. Yani müdafaanın amacı bir hakkı korumak olmalıdır. Korunan hak kişinin kendi hakkı veya bir başkasının hakkı olabilir.Hak meşru müdafaa kapsamında korunabilecek bir hak olmalıdır. Yaşama, vücut bütünlüğüne, cinsel dokunulmazlığa, şerefe, konuta, malvarlığı üzerindeki haklara, mülkiyet hakkına ve zilyetliğe yönelik saldırılar da meşru savunma nedeni olabilir. Örneğin; kişinin kendisini darp eden birine karşı uyguladığı fiziksel şiddet, meşru müdafaadır. Aynı şekilde birini darp eden kişiye karşı uygulanan fiziksel şiddet de meşru müdafaa kapsamındadır. 

2)Gerçekleşen, gerçekleşmesi muhakkak olan veya tekrarı muhakkak olan bir saldırı olmalıdır  

-Saldırı başlamış olmalıdır.  

-Saldırı başlamış ve kısa bir süreliğine sona ermiş fakat tekrar başlayacağına muhakkak gözüyle bakılabilecek bir saldırı olmalıdır. 

-Meşru müdafaadan bahsedebilmek için saldırının, kesine yakın bir ihtimal dahilinde olması gerekir. Yani uzak veya zayıf ihtimaller meşru müdafaa kapsamına girmez. 

3)Haksız bir saldırı olmalıdır 

Saldırı haksız ve hukuka aykırı olmalıdır. Örneğin suçluyu yakalayan polise veya vatandaşa karşı koyarak direnmek meşru savunma kapsamında değildir, çünkü polis ve vatandaşın bu hareketi haksız bir eylem değildir. 

4)Saldırının gerçekleştiği anda meşru müdafaa uygulanmalıdır  

Saldırı ile meşru müdafaa aynı anda gerçekleşmelidir. Saldırıdan bir süre sonra yapılan karşı hamle meşru müdafaa kapsamında değerlendirilemez. Çünkü savunmayı meşru kılan zorunluluk ve mecburiyet halinin ortadan kalkmış olduğunu gösterir. Örneğin; kardeşinin eve dayak yemiş şekilde geldiğini gören abi, gidip saldırıyı gerçekleştiren kişileri darp eder ise bu meşru müdafaa olamaz. Çünkü ortada korunacak bir hak kalmamıştır. Kardeşinin fiziksel dokunulmazlığı çoktan ihlal edilmiş, saldırı sona ermiştir. Abinin hareketi tamamen intikam duygusuyla gerçekleşmiştir. 

5)Meşru müdafaa saldırı ile orantılı olmalıdır  

-Saldırı ölçülü bir savunmayla uzaklaştırılmalıdır. Saldırı ve savunma arasındaki oran somut olaya göre değerlendirilmelidir. 

-Karşılaştırmalı hukukta benimsenen kural; öldürücü nitelikte savunma, ancak öldürücü nitelikteki bir saldırıya karşı yapılabilir. Saldırının öldürücü olmaması durumunda, başka türlü savunma olanağı olmasa bile öldürücü kuvvet kullanılmamalıdır. 

-Hak ve korunan yararlar bakımından da bir oran bulunması gerekir. Örneğin hırsızın çaldığı 500 lira için hırsızı öldürmek meşru müdafaa sayılmaz. Çünkü bir yanda değeri 500 lira olan bir para diğer yanda ise yaşama hakkı vardır. Bu ikisinin mukayesesi orantılı olmaz. 

-Yargıtay bir kararında kendisine şiddet uygulayan erkeğe karşı, kadının bıçak kullanarak yaralamasını meşru müdafaa saymıştır. Gerekçe olarak da saldıran kişinin bir erkek olduğunu, haliyle fiziksel olarak kadına karşı bir üstünlüğünün bulunduğunu, kadının kendini başka şekilde koruma imkanının olmadığını göstererek savunmayı saldırıyla ölçülü kabul etmiştir. 

6)Saldırıyı defetme zorunluluğu ile meşru müdafaa yapılmalıdır  

Meşru müdafaa bir zorunluluk halidir. Yani kişi ihlal edilen hakkını veya hakkı başka hiçbir şekilde koruyamıyor olmalıdır. 

Meşru Müdafaada Sınırın Aşılması 

TCK Madde 27/2: Meşru savunmada sınırın aşılması mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmiş ise faile ceza verilmez.” 

-Meşru savunmada sınırın aşılması; görevin yerine getirilmesi, meşru savunma, hakkın kullanılması, ilgilinin rızası gibi hukuka uygunluk sebeplerinden biridir. 

-Kişi maruz kaldığı saldırı sonucu; korku heyecan veya telaş nedeniyle davranışlarını kontrol edemez. Psikolojik olarak o an sadece saldırıyı defetmeye odaklanır. Burada mühim olan, saldırıya uğrayan kişinin psikolojik durumudur. Ancak sınırın aşılması mazur görülebilecek bir oranda olmalıdır.  

-Sınırın aşılması hususunda önemli olan bir diğer nokta ise meşru müdafaanın varlığıdır. Yani saldırıya karşı yapılan savunma, meşru müdafaanın tüm unsurlarını barındırmalıdır. Ancak böylelikle sınırın aşıldığından bahsedilebilir. Aksi taktirde başka bir suç oluşmuş olur. 

3. Kişi Lehine Meşru Müdafaa 

-Saldırıya uğrayan kişi açık veya gizli iradesiyle savunmayı istemiyor/reddediyor ise 3. kişi lehine meşru müdafaa yapılamaz. Yani ortada ihlal edilen ve korunması gereken bir hak kalmaz. Örneğin; A B’yi darp ederken C olay yerine gelmiştir. Ancak B, C’ye açık bir şekilde müdahale etmemesini, yediği dayağı hak ettiğini söyler. C’nin müdahalesi meşru müdafaa kapsamına girmez. 

-Saldırı; saldırıya uğrayan kişinin tasarruf yetkisinin dışında bir konu ise (rıza, hareketi hukuka uygun hale getirmiyorsa) 3. kişi savunmayı reddetse dahi meşru müdafaa uygulanabilir.  Aynı örnekten gidecek olursak; A, B’yi darp ederken, belinden silahını çıkartıp A’ya doğrultur. C bunun üzerine A’nın ısrarla “karışma” demesine rağmen olaya müdahale eder. C’nin hareketi meşru müdafaadır. Çünkü A’nın, kendi yaşama hakkı üstünde bir tasarruf yetkisi bulunmamaktadır. 

Haksız Tahrik-Meşru Müdafaa Ayrımı 

TCK Madde 29(1) Haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen kimseye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine on sekiz yıldan yirmi dört yıla ve müebbet hapis cezası yerine on iki yıldan on sekiz yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hallerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir. 

-İki kavramın da ortak olduğu nokta “haksız bir saldırının varlığı” hususudur. Ancak haksız tahrikte; kişi, saldırıya karşı zorunlu olmamakla birlikte karşılık vermektedir. Buna karşılık meşru müdafaada tam bir zorunluluk hali bulunur. 

Zorunluluk Hali-Meşru Müdafaa Ayrımı 

TCK Madde 25/2: “Gerek kendisine gerek başkasına ait bir hakka yönelik olupbilerek neden olmadığı ve başka suretle korunmak olanağı bulunmayan ağır ve muhakkak bir tehlikeden kurtulmak veya başkasını kurtarmak zorunluluğu ile ve tehlikenin ağırlığı ile konu ve kullanılan vasıta arasında orantı bulunmak koşulu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez. 

-Zorunluluk hali; meşru savunma gibi hukuka uygunluk nedeni değil, kusurluluğu ortadan kaldıran bir durumdur. Kendisine yapılan bir saldırıdan kaçan kişinin, başka bir kişinin konut dokunulmazlığını ihlal etmesi zorunluluk haline örnek olarak verilebilir. 

NOTLAR  

  • Sözle yapılan saldırılara karşı meşru müdafaa olamaz. 
  • Saldırının maddi nitelikte bir hareket olması şarttır. Ancak cebir ve şiddet içermesi şart koşulmaz. 
  • Saldırının mutlaka bir suç teşkil etmesi gerekmez. Ancak suç teşkil ettiği hallerde mutlaka harekete başlanmış olmalıdır. Örneğin; kişi elinde bir bıçakla 10 metre uzağınızda sadece dikiliyor ise bu savunmayı gerektirmez. Ancak kanun maddesinde de bahsettiği üzere saldırı gerçekleşmesi muhakkak bir saldırı durumundaysa meşru müdafaa gerekli olur. Aynı örnekten gidecek olursak; kişi elinde bir bıçakla, 10 metre uzağınızdan sizi öldüreceğini söyleyerek, size karşı yürümeye başlamış ise bu meşru müdafaa kapsamındadır. 
  • Saldırıyı gerçekleştiren kişinin kusur yeteneğine sahip olması gerekmez. Meşru müdafaa kusur yeteneği olmayan kişilere karşı da yapılır. Örneğin akıl hastası bir kişinin fiziksel şiddetine maruz kalınması halinde, kendini korumak amaçlı orantılı bir savunma yapılabilir.  
  • Savunma saldırının sonucu olmalıdır. Yani kişi saldırıyı yapana karşı meşru müdafaayı gerçekleştirmelidir. Kendisine yumruk atan kişinin karısına karşı aynı şiddet ve dozda yumruk atmak, meşru müdafaa kapsamına girmez. 
  • Saldırının karşılıklı olduğu hallerde ise saldırıyı ilk kimin başlattığının tespiti gerekir. Tespit yapıldıysa ilk saldırıya maruz kalan kişinin davranışı meşru müdafaa kapsamındadır. Ancak tespitin mümkün olmadığı hallerde doktrinde iki görüş ortaya çıkmıştır. İlk görüşe göre; her iki taraf için de meşru müdafaa hükümleri uygulanmalıdır. İkinci görüş ise bunun tam aksini savunur. Tespit mümkün değilse her iki tarafta meşru müdafaadan yararlanamaz. 
  • Kamu yararı gözetilerek yapılan hareket meşru müdafaa sayılmaz. Devlete ait bir hak devlet tarafından korunmalıdır. Ancak kamu düzenini bozan davranış aynı zamanda birilerinin hakkını da ihlal ediyorsa burada meşru müdafaadan bahsedilebilir. 
  • Bir olayda hukuka uygunluk nedeni ile kusuru ortadan kaldıran bir nedenin birlikte bulunması halinde, failin daha lehine olan hukuka uygunluk nedeninin uygulanması gerekir. (Zorunluluk hali ve meşru müdafaa aynı olayda birlikte bulunuyorsa, meşru müdafaa uygulanmalıdır.) 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir