Ceza Hukukunda Teşebbüs

Teşebbüs: suç teşkil eden bir hareketin icra hareketlerine başlandıktan sonra dış engeller nedeniyle; 

  • Sırf hareket suçlarında hareketin tamamlanamamasını, 
  • Neticeli suçlarda hareketin tamamlanamamasını veya hareket tamamlansa dahi kanunda yasak olarak sayılan neticeye ulaşılmamasını ifade eder. 

Teşebbüs suçun hafifletici nedeni değildir. Teşebbüs hükümleri tek başına uygulanabilen bağımsız normlar değildir, yardımcı normlardır. Teşebbüs hükümleri suçun tamamlanamadığı dolayısıyla da cezalandırılamadığı durumlarda uygulanır. Bir bakıma cezalandırabilme kabiliyetini genişletici etkiye sahiptir. 

ETCK teşebbüsü tam ve eksik teşebbüs şeklinde ikiye ayırmıştır. Mevcut Türk Ceza Kanunda ise bu ayrım kaldırılmış “meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığına göre cezanın belirlenmesi gerektiğine hükmedilmiştir.  

ETCK ve TCK’da Teşebbüs ve Gönüllü Vazgeçme Hali 

ETCK eksik teşebbüs: icra hareketi devam ederken dış etken nedeniyle icra hareketi tamamlanamaz. 

ETCK tam teşebbüs: icra hareketi tamamlandıktan sonra dış etken nedeniyle neticenin gerçekleşmemesi 

ETCK gönüllü vazgeçme: Failin kendi isteğiyle icra hareketini tamamlaması. 

**ETCK’da icra hareketi tamamlandıktan sonra ve netice gerçekleşmeden önceki aşamada gönüllü vazgeçme olduğu zaman; fail suça teşebbüsten cezalandırılır daha sonrasında cezasında etkin pişmanlık indirimi uygulanırdı.  

TCK’da teşebbüs: İcra hareketi devam ederken veya icra hareketi tamamlanmış ve fakat netice gerçekleşmeden dış engel ile karşılaşılırsa, teşebbüs hükümleri uygulanır. 

**TCK’da gönüllü vazgeçme haline kadar hangi suçlar işlendiyse fail o suçlardan ceza alır. TCK’da etkin pişmanlık suç tamamlandıktan sonra uygulama imkanı bulur. 

Suça Teşebbüsün Cezalandırılmasının Nedenleri 

Bir hareketin cezalandırılabilmesi için kanunda düzenlenmiş olması gerekir. Hareket; suçun bütün unsurları bakımından tamamlanarak cezalandırılabilir hale gelmiş olmalıdır. Teşebbüste ise suç tamamlanmamıştır. Buna göre teşebbüs aşamasında kalan bir hareketi hangi hukuki gerekçeyle cezalandırabiliriz? 

Cevap: Suça teşebbüsün kanunda yer verilerek cezalandırılmasının nedeni, failin gerçekleştirmiş olduğu hareketle, hem suç işleme iradesini ortaya koyması hem de icra hareketine başlayıp tamamlayamadığı ya da neticeyi gerçekleştiremediği halde hareketiyle kanunun koruduğu hukuki menfaati tehlikeye sokmasıdır. 

Yani failin teşebbüs aşamasında kalan hareketinin, kanunca korunan hukuki yarar üzerinde ne kadar tehlike oluşturduğunun görülmüş olmasıdır. 

Teşebbüsün Unsurları 

TCK Madde 35- “(1) Kişi, işlemeyi kastettiği bir suçu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp da elinde olmayan nedenlerle tamamlayamaz ise teşebbüsten dolayı sorumlu tutulur. 

(2) Suça teşebbüs halinde fail, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığına göre, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine on üç yıldan yirmi yıla kadar, müebbet hapis cezası yerine dokuz yıldan on beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Diğer hallerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir.” 

1)Suç işleme kastının bulunması 

  • Taksir ve teşebbüs: Kanunda teşebbüs için “kast” koşulu arandığından taksirli suçlarda teşebbüsten bahsedilemez. 
  • Olası kast ve teşebbüs: olası kastın varlığı için neticenin bilinmesi gerekir. Teşebbüsün özünde ise neticenin gerçekleşmemesi yer alır. Bu nedenle olası kast ve teşebbüs aynı yerde bulunamaz. Teşebbüs için kanunun şart koştuğu kast; doğrudan kasttır.  
  • Kabahat ve teşebbüs: Kanunun metninde hareketle; teşebbüsün “suç” teşkil eden fiillerde bulunabildiği bu nedenle kabahatlerde de teşebbüsün mümkün olamayacağı anlaşılır. 
  • Failin kastının hangi suça yönelik olduğunun tespit edilmesi suçun türünü ve niteliğini belirler. Bu noktada ise failin amacının tespit edilmesi gerekmektedir. Failin amacı ise ancak dış dünyaya yansıyan hareketinin tüm yönlerden incelenmesiyle ortaya çıkar. Failin amacı, fiilini gerçekleştirirken kullandığı araçlara ve fiili neticesinde ortaya çıkan sonuç göz önünde bulundurularak tespit edilmektedir. Failin, kesici bir aletle mağduru hayati bölgesinden yaraladığı durumda kasten öldürmeye teşebbüs etme suçundan bahsedilebilecekse de kesici aletle mağduru kolundan yaşamını tehlikeye sokmayacak şekilde yaraladığı durumda kasten yaralama suçunun varlığı kabul edilecektir. 
  • Kasten öldürme suçunun oluşumunda basamak olan suç kasten yaralama suçudur. Fail, öldürme kastı ile hareket etmesine rağmen ölüm neticesi gerçekleşmeyip mağdur yaralanmışsa, fail kasten yaralamadan değil kasten öldürmeye teşebbüsten sorumlu olacaktır. 

Bu aşamada Yargıtayın yararlandığı birkaç ölçüt 

  • Suçta kullandığı tabancanın niteliği, atış mesafesi ve atış sayısı 
  • Göğüs bölgesinden hayati tehlike geçirecek şekilde yaralanması 
  • Failin mağduru bıçakladıktan sonra bıçağı içerde birkaç kez çevirmesi 
  • Bıçak sayısı, eyleme devam etme imkanı varken devam etmemesi, fail ile mağdur arasındaki husumetin derecesi, eylemin kavga ortamında gerçekleşmesi, yaralamanın hayati bölgeye isabet etmesi…  

2) Hareketin elverişli olması 

Suç olarak tanımlanan fiili meydana getirmek için icra hareketine elverişli hareketlerle başlanmalıdır. Suçta kullanılan araç, failin özelliği, hukuki konunun niteliği ve diğer koşullar hareketin elverişliliğini belirler.  

Aracın elverişsizliği mutlak elverişsizlik ve nispi elverişsizlik olarak iki farklı gruba ayrılabilir. 

-Zehir olduğu düşünülerek zararsız madde ile kasten öldürmeye teşebbüs etmekte aracın mutlak elverişsizliği vardır ve fail, teşebbüsten cezalandırılmayacaktır.  

-Başkasına verilen zehrin öldürücü miktarda olmaması halinde aracın elverişsizliğinden değil miktarından kaynaklanan yetersizliğinden bahsedilecektir ve bu durumda nispi elverişsizlik vardır; fail, teşebbüsten sorumlu olacaktır 

– Kullanılan araç, failin bilgisi olmadan icra hareketine başlanılmadan önce başkası tarafından elverişsiz hale getirilmiş ise teşebbüsün varlığı kabul edilecektir. Failin mağduru öldürmek için suyuna koyduğu zehri bir başkası fark edip suyu değiştiriyor. Böyle bir durumda fail kasten öldürme suçuna teşebbüsten yargılanmalıdır. 

3)İcra Hareketine Başlanması 

Cezai sorumluluğun doğabilmesi için; hareketin hazırlık aşamasından çıkıp icra hareketi boyutuna ulaşması gerekir. Hazırlık hareketleri kural olarak suç kabul edilmez. Ancak kanun koyucu bazı suçlarda hazırlık hareketini tamamlanmış suç olarak kabul etmiş ve hükme bağlamıştır. Çocuklara yönelik fuhuş suçunun hazırlık hareketleri (TCK m.227), uyuşturucu bulundurmak (TCK m.191) bu suçlara örnek verilebilir. 

4)İcra hareketinin tamamlanamaması veya neticenin gerçekleşmemiş olması 

Failin, kastettiği suçu gerçekleştirmesine engel olan maddi neden yalnızca suçu gerçekleştirmeyi imkânsız kılmaz zorlaştırabilir de. Failin, bunun gibi maddi bir engel ile karşılaşması ve fiilini sonuna kadar götürebilecekken vazgeçmesi durumunda da teşebbüsün varlığı kabul edilmelidir. Zira failin karşılaştığı maddi engel fiilini sonuna kadar götürmesini mutlak olarak imkânsız kılmasa da, iradesini etkileyerek suçun tamamlanmasını engelleyen manevi bir nedene dönüşmüştür. 

**Maddi neden; failin kast ettiği suçu gerçekleştirmesine engel olabileceği gibi suçun gerçekleştirilmesini de zorlaştırabilir. Fail bu zorlukla karşılaşınca fiiline devam etmeyebilir ve suçu tamamlamayabilir. Böyle bir durumda gönüllü vazgeçmeden bahsedilemez. Çünkü fail kendi iradesiyle durmamıştır. Faili, suçu tamamlamaktan alıkoyan unsur kendi özgür iradesi değil, karşılaşmış olduğu zorluktur. Maddi engel suçun oluşmasını imkansız kılmamıştır, failin iradesini etkileyerek suçun tamamlanmasını engelleyen manevi bir unsura dönüşmüştür. 

Failin iradesine etki ederek, kastettiği suçu yarıda bırakmasına yol açan nedenler, manevi nedenlerdir. Failin, mağduru öldüreceği anda, çevreden kişilerin yaklaştığını duyması ve yakalanmak korkusuyla icra hareketini tamamlamaktan vazgeçmesi durumunda gönüllü vazgeçmeden bahsedilemeyecek ve fail kasten öldürmeye teşebbüsten sorumlu olacaktır. 

Gönüllü Vazgeçme 

  • TCK m.36’da düzenlenmiştir. 
  • Fail kast ettiği suçun icrasına başlayıp kendi isteğiyle fiilini sonlandırmış ise gönüllü vazgeçme hükümlerinden faydalanır. 
  • Gönüllü vazgeçme ve teşebbüs suçun aynı aşamasında bulunur. Aralarındaki tek fark suçun tamamlanmamasının veya neticenin gerçekleşmemesinin; failin iradesiyle mi yoksa dış engel ile mi gerçekleştiği noktasındadır. Gönüllü vazgeçmede failin iradesi söz konusuyken, teşebbüste dış bir engel söz konusudur. 
  • Fail icra hareketine devam ederken hiçbir maddi ve manevi engel bulunmadan tamamen özgür iradesiyle icra hareketine devam etmekten vazgeçerse gönüllü vazgeçme hükümlerinden faydalanır. Bu durumda failin cezai sorumluluğu; gönüllü vazgeçme anına kadar yapılan hareketler ayrı bir suç oluşturuyorsa o suçtan olacaktır. Herhangi bir suç oluşturmuyorsa cezai sorumluluğundan bahsedilemez.  
  • Gönüllü vazgeçmede icra hareketini mutlak şekilde sonlandırma, bir daha yapmama kastı bulunmalıdır. Ara verip tekrar başlama amacı var ise gönüllü vazgeçme hükümlerinin uygulanması söz konusu olamaz. 
  • Gönüllü vazgeçmeden bahsedebilmek için failin hareketini sonlandırması hatta sonlandırmakla kalmayıp suçun tamamlanmaması veya neticenin önlenmesi için etkin çaba sarf etmesi yeterli değildir. Etkin çaba sonucu suçun tamamlanmaması veya neticenin gerçekleşmemiş olması gerekir. Failin etkin çabasına rağmen suç tamamlanmış veya netice gerçekleşmiş ise gönüllü vazgeçmeden bahsedemeyiz burada ancak TCK m.62/2’de yer alan “fiilden sonraki davranışlarına dayanılarak takdiri indirim nedeni uygulanır. (Fail mağduru öldürmek için hayati bölgesine 3 bıçak darbesi vurmayı düşünmüş ilk bıçak darbesi hayati bölge olmayan bacağına isabet etmiştir. Fail daha sonra gönüllü vazgeçerek saldırıyı sonlandırmıştır ancak mağdur bacağına aldığı darbe neticesinde kan kaybından ölmüştür. Fail gönüllü vazgeçme hükümlerinden faydalanamaz. Çünkü failin hareketini sonlandırması ölüm neticesini engelleyememiştir.) 
  • Gönüllü vazgeçme ancak neticeli suçlarda mümkündür, sırf hareket suçlarında uygulanamaz. Sırf hareket suçlarında zaten somut bir netice bulunmamaktadır. Bu suçlar ihmali veya icrai hareketin yapılmasıyla tamamlanmış olacağı için neticeden bahsedilemez. Bu noktada gönüllü vazgeçerek önlenebilecek bir netice zaten bulunmamaktadır. 
  • Gönüllü vazgeçme TCK’nın genel hükümlerinde düzenlenmiştir. Gönüllü vazgeçme koşulları gerçekleştiği taktirde bütün suçlarda uygulanabilir.  
  • Gönüllü vazgeçme her durumda cezasızlık nedenidir. 
  • Gönüllü vazgeçme cezayı kaldıran şahsi bir cezasızlık nedeni olduğundan iştirak halinde işlenen suçlarda suça iştirak eden diğer failler hakkında gönüllü vazgeçme hükümleri uygulanamayacaktır. 

Etkin Pişmanlık 

Etkin pişmanlık suçun bütün unsurları tamamlandıktan sonra failin kendi özgür iradesiyle işlediği suçtan pişmanlık duyarak; suçun maddi konusu olan malı geri vermesi (TCK m.168), suçun mağdurunu serbest bırakması (TCK m.110), suçu işlediğini itiraf etmesi (TCK m.254) gibi şekillerde gerçekleşir. 

  • Etkin pişmanlık; sırf hareket suçlarında kanunda yasaklanan hareketin yapılmasından sonra, neticeli suçlarda ise kanunda yasaklanan netice gerçekleştikten sonra gerçekleşir.  
  • TCK’nın özel hükümlerinde düzenlenmiştir. Bu nedenle hangi suç tipinde düzenlenmişse, sadece o suç tipi için uygulanır. 
  • TCK’nın özel hükümler kısmında düzenlenen suç tiplerinde; bazı durumlarda cezasızlık , bazı durumlarda ise ceza indirim nedenidir. 

Sırf Hareket Suçlarında Teşebbüs 

Hareket tamamlandığında suçun da tamamlandığı sırf hareket suçları yönünden, failin hareketi parçalara bölünebiliyorsa ve icra hareketi de yarıda kalmışsa teşebbüsün de mümkün olabileceği söylenebilir. Örneğin: Suçsuz bir kimseye iftira atmak için hazırlanan mektubun yetkili makamlara ulaştıktan ancak yetkili kişinin içeriğini öğrenmeden ortaya çıkması halinde iftira suçuna teşebbüsten söz edilebilecektir. 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir